5 Eylül 2012 Çarşamba

Mesleğimi Seviyorum

Hayat boyu kahredeceğin bir mesleği seçme! Maddi tatmini bir şekilde sağlarsın. Ancak sevmediğin ya da sevmeye kendini alıştıramayacağın bir işi hiç yapma daha iyi..

Türkiye'de bilgisayar mühendisleri için çalışma şartları çok değişken. Bunu gösteren kendi yaşadığım iki örneği paylaşabilirim.

İlk Örnek: Süreçsizlik

İlk çalıştığım yerde patronlarımız güler yüzlü idi, çalışanlarla ilişkileri adeta abi-kardeş gibiydi. İş arkadaşlarımdan da oldukça memnundum. Zaten 3-5 kişi idik, bir aile gibiydik. Ancak biraz patronların bilgisayar mühendisliğinden gelmemelerinin etkisiyle 'buna ne gerek var' diye yaklaşmalarından, biraz da ticari kaygılar sebebiyle işi hemen bitirmek istemelerinden ötürü şirkette yazılım süreçleri diye bir kavram yoktu. Yani tamamen sistemsiz, düzensiz, garantisiz bir çalışma yapılırdı. Yapılan şeyin çalışacağı meçhuldü, tekrar yapılmaması ise düşük bir ihtimaldi. Günü kurtarırdık. Bir hastane için yapılan yazılım diğer hastane için değiştirildiğinde hiçbir versiyonlama sistemi kullanılmaz, sonuçta ilk hastaneye yeni bir sürüm konulacağı vakit oradaki ihtiyaçlar ve tercihler unutulmuş olurdu. Kullanıcılar da haklı olarak 'önceki daha iyiydi, bari X özelliği çalışıyordu' derdi.

Çok mesai yapar, çok yorulur, çok yıpranır, mesailerde pizza yer, ama nisbeten az kazanırdık. Yazılımcılığın entropi prensibini yaşardık: "Minimum paraya maksimum çalışma". Sektörde yeniydim, mesleğime dair herşeyi öğrenmeye azimliydim ve karşılığında para aldığım bir işin hakkını vermek istiyordum. Arkadaşlarım kolaylıkla daha iyi bir iş bulabileceğim konusunda tahşidat yapadursun, halimden memnun, mutlu-mesut yaşıyordum.

Zamanla yapılan işin çok allengirli olmadığını anlamaya, dahası kendimi geliştirememeye başladım. Evet evet, asıl noktay buydu! Kendime değer katamıyordum. Sonuçta çalıştığım işe karşı hevesim azalmaya başladı, ama mesleğime karşı değil. Hem az para alıp hem aynı yerde sayıyor olmanın üstüne, insan olarak sosyal varlığımı yok sayarcasına başka şehirlerde günlerce iş kovalamak da eklenince, işte çok çalışıp az kazanmak o zaman koymaya başladı.

Tüm bunlara rağmen ilk çalıştığım şirkette birçok şey öğrendim. Bu arada bahsettiğim şirket hayalinizde canlandığı gibi başarısız bir şirket değildi. Hatta sıfırdan geldiği noktayı düşündüğümüzde gayet başarılı idi. Evet, patronlarımın süreçle ilgisi pek yoktu belki, ama iş yapmayı bilmiyor da değillerdi. Onlardan öğrendiğim, kulağıma küpe olarak kalacak basit görünen ama önemli olduğuna inandığım iki şey: "Biz ödev yapmıyoruz, iş yapıyoruz", "Birşey çalışıyorsa dokunma!".

İkinci Örnek: Köyden Şehire

İkinci şirketim apayrı bir dünyaydı. Çalışanlar yan yana sıkıştırılıp ekranları gözlenmiyor, sürekli başlarının etleri yenmiyor, sabahın seherinden gecenin sessizliğine kadar mesai yapmaları beklenmiyor ve ilk şirkette  kalsam kısa bir süre içinde ulaşmayı düşünemeyeceğim maaşlar veriliyordu. Yol yardımı, yemek yardımı adı altında şirketin paraları çalışanlara peşkeş çekiliyordu!

Şaka. Sadece çalışanların insan oldukları ve memnuniyetle çalışırlarsa daha iyi iş çıkaracakları fark edilmişti. Durun, benim için can alıcı olan kısma henüz gelmedim. Burada Android, Güvenlik, Veri Madenciliği, Görüntü İşleme gibi popüler ve heyecan verici çeşitli konularda çalışmalar  yapılıyor ve çalışanlar eğitiliyordu. Yetmez gibi işe girdikten 6 ay kadar sonra şirket kendini revize etme ihtiyacı hissetti, çalışan memnuniyetini artırma yollarını aradı. İlk olarak maaşlara zam yaparak başladı. Tam bir yıl önce neredeyse iki katı çalışmayla, iki katı stresle aldığım paranın yaklaşık iki katını memnuniyetle almaya başlamıştım.

Hülasa

Maddi tatmini herkes ister, ben de... Ancak birşeyler  üretmiyorsanız, birilerinin kullandığı birşeylerde tuzunuz olmuyorsa ya da birileri tarafından bir takdir emaresi görmüyorsanız maddiyat tatmin etmemeye başlayacaktır. Öğrenerek, kendimizi geliştirerek bir süre oyalanabiliriz, ama sanatımızı icra etme imkanı bulamadıkça huzurumuz yine kaçacaktır parça parça...

Daha iyi imkanlar sunan olabilir. Ancak daha iyisinin olması, insanı iş değiştirmeye iten bir saik değildir, başka sebeplerle beslenmediği müddetçe...

İş değiştirmek ayıp değildir, eski iş sahibine ihanet değildir (çok kritik bir noktada yüz üstü bırakmadığınız müddetçe), eşinden boşanmakla ya da sevgilisinden ayrılmakla eş değer bir olgu değildir. İş değiştirmek, hayatın akışı içerisinde yaşanabilen normal bir olaydır.

Her iş bir tecrübedir, belli bir vakte kadar yaşanması gereken bir tecrübe.. İleriye dair hayallerim var, ancak geriye baktığımda pişmanlıklar değil tecrübeler görüyorum. Şükür.


Hiç yorum yok:

WSO2 ESB + ClientAccesPolicy.xml + CrossDomain.xml

ClientAccesPolicy.xml and CrossDomain.xml files have to be found at root of your services Silverlight and Flex clients to be able to acce...