13 Ocak 2010 Çarşamba

Deneme - Vasiyet

Seksenlik ihtiyarda 'fikir çilesi' ve yirmilik delikanlıda 'dünyayı değiştirme çabası'... Bir ömrün iki ucu uzaktır görünüşte, ama aslında "İhtiyar, öleceğini bilen çocuktur sadece"... Bir denizin iki yakası hiç kavuşamayacaksa da, diğer yandan hep el eledirler aslında... Her tecrübenin adı gider izi kalır, bilirim. İzlerimi de alıp, münzevi bir sahile kaçıyorum. Alışamadım dünyanıza; başka bir dünyaya 'doğmak' istiyorum. Fakat gitmeden önce 'kalanlara selam' sadedine bir kaç kelam etmek istiyorum...

Bu dünyada en farklı olanımız, 'kendisi' olanımızdı. Bundan öte, hepimizin yaptığıysa aslında aynıydı; sıradandık. Kimi zaman 'kırmızı çizgiler'e dokunmamak için 'pembe düşler'imizi 'beyaz yalanlar'la süsledik, sakladık. İlkin böyle sıradanlaşmıştık. Nihayet ütülü lafların itibarından sıkılıp, her rengi olduğu gibi gösterecek 'renksiz bir mürekkep' aradık. Katışıksız ve abartısız... O zamanlar henüz sıradanlaştırılmamıştık.

Sonra bir bahar salgınıdır ki, 'dünyayı değiştirme' hastalığı nüksetmişti; lakin ömrümüzün baharı hazan olurken sessizce, kendimizi değiştirmeyi hiç mi hiç akledememiştik, gün gelip de dünyamızı değiştirmeden önce... Çoğumuz, fiilleri 'pişmanlık' kipinde çekmemiştik ya henüz... Fakat 'öncekileri karış karış izlemekte' olsak da; inancı, 'üçlük ile hiçlik' arasında sıkışmış bir toplum da değildik 'henüz'. Asırlardır ve nesillerdir yudumladığımız hakikat pınarının iksiri genlerimize kadar işlemiş, işlemiş, işlemişti...

Fakat gün gelecek, kip ayırt etmeyeceğiz, edemeyeceğiz 'artık'. Ölçüler değiştiğinde teraziler çarpık bir mikyas olmaktan öte geçemeyecek. 'Normal' ile 'anormal'i ayırt eden 'normlar' değiştikçe, belki de cahil cesaretiyle, geçmişe rahmet(!) okuyacağız en tiz sesimizle... İşte o gün bir ışık hüzmesi dillenebilirse 'en bas sesiyle' konuşacak. Öyledir ya, yalanlanacağını bile bile doğruları konuşmak...

'Dün ve yarın telaşı'ndan başımızı kaldıramadığımızdan bugünümüzü kaybetmiş olduğumuzu, şanslıysak, kimimiz anlayacağız. Ve "kendi gönlünü fethedemeyene hiçbir fethin müyesser olmayacağını" anlayacağız. 'Anlamak' ulvileştikçe 'anlatmak' da kutsileşecek. Fevri itirazların cevrine tahammül etmek, sabrımıza dokunmayacak bile... Bereket ki, 'yeni zaman'ın eskiten tazyikini aşkın bir sabır bulmuş olacağız, her nasılsa... O gün kendi evimizde, kendi yurdumuzda ve kendi dünyamızda bile 'garip' -diğer tabirle 'anormal'- olacağız, yalnız şanslıysak... 'Ne mutlu o gariplere!' sadâsına can kulağımızı açmışsak...

Gurbet halidir, haliyle sıla türküleri söylenecektir, ama... Ya, 'beğenmek' ve 'hak vermek' yetmezse; 'gönül vermek' şartsa, gerekse? Bir dost bulmak, dost ama 'gönülden' bir dost... Gönül veren; ne gönül kırar, ne yare gönül koyar, ne de gönlü ağyare kayar...

"Yâr-ı sâdık bilir hâlden,
Aşk dersini alır gülden,
Karşılıksız tâ gönülden
Sevenlere selam olsun." [Bestami Yazgan]

Hiç yorum yok:

WSO2 ESB + ClientAccesPolicy.xml + CrossDomain.xml

ClientAccesPolicy.xml and CrossDomain.xml files have to be found at root of your services Silverlight and Flex clients to be able to acce...