24 Ocak 2010 Pazar

Şiir - Soğuk

Böyle değildi geldiğim yer
Sıcacık bir nevbahardı
Alemden saklı
Bu yabandan farklı...
Benim geldiğim diyarda
Bülbüller hep şendi
Bazen kararsa da hava
Her mevsim nevruz
Her bahçe gülşendi

Bahar müjdesi beklerken
Yine bülbüllerden
Her dönemeçten dönmeden
Tokadı hazır bekleyen
Soğuk...

Gözlerim kararmışsa
Körlük değil
Kardan kamaştığından...

Yanaklarım kızarmışsa
Utanç değil
Sıcağa alıştığından...

Yüzüm duvar kesilmişse,
Dilim damağıma sinmişse,
Gözlerimin altı çukur,
Sükutumun altı fikirse
Hep soğuktandır, soğuktan...

Kalbim titriyorsa,
Gözlerim buğulanıyor
Ve yanaklarım ıslanıyorsa ılıktan,
Başkaca sebepler yok,
Hepsi soğuktan...

Başımdaki müzmin ağrı
Kalemimin sesidir
Ayaklarım elbet direnir
Düşmemek için bu çukurlara

Ama, ama ne çok ağrıdı başımız!
Oysa her banyo sonu
Eğer üç tas soğuk su
Dökebilseydim ayaklarıma
Ağrımayacaktı kalbim de, başım da...

Kendini bilmezliklerden
Gayrını görmezliklerden
Kendiyle çelişmelerden
Kendiyle çekişmelerden
Kendinden kaçmaktan
Kendine takılmaktan
Kendine tapınmaktan
Kurtarabilseydim kendimi...

Taşlara da doğsun Güneş,
Ve batakları ova kılsın.
İncecik bahar yağmuru
Okşanmadık zülüf bırakmasın.
Arılar bal damıtsın
Meltemler gül dağıtsın
Kızaracaksa yanaklar
Gül rengi kızarsın
Ve bülbüller...

Bülbüller soğuğu kaçırsın sesleriyle
Soğuk yoktu ya gerçekte
olan, sıcağın yokluğuydu sadece...

MD - 24 Ocak 2010



13 Ocak 2010 Çarşamba

Deneme - Vasiyet

Seksenlik ihtiyarda 'fikir çilesi' ve yirmilik delikanlıda 'dünyayı değiştirme çabası'... Bir ömrün iki ucu uzaktır görünüşte, ama aslında "İhtiyar, öleceğini bilen çocuktur sadece"... Bir denizin iki yakası hiç kavuşamayacaksa da, diğer yandan hep el eledirler aslında... Her tecrübenin adı gider izi kalır, bilirim. İzlerimi de alıp, münzevi bir sahile kaçıyorum. Alışamadım dünyanıza; başka bir dünyaya 'doğmak' istiyorum. Fakat gitmeden önce 'kalanlara selam' sadedine bir kaç kelam etmek istiyorum...

Bu dünyada en farklı olanımız, 'kendisi' olanımızdı. Bundan öte, hepimizin yaptığıysa aslında aynıydı; sıradandık. Kimi zaman 'kırmızı çizgiler'e dokunmamak için 'pembe düşler'imizi 'beyaz yalanlar'la süsledik, sakladık. İlkin böyle sıradanlaşmıştık. Nihayet ütülü lafların itibarından sıkılıp, her rengi olduğu gibi gösterecek 'renksiz bir mürekkep' aradık. Katışıksız ve abartısız... O zamanlar henüz sıradanlaştırılmamıştık.

Sonra bir bahar salgınıdır ki, 'dünyayı değiştirme' hastalığı nüksetmişti; lakin ömrümüzün baharı hazan olurken sessizce, kendimizi değiştirmeyi hiç mi hiç akledememiştik, gün gelip de dünyamızı değiştirmeden önce... Çoğumuz, fiilleri 'pişmanlık' kipinde çekmemiştik ya henüz... Fakat 'öncekileri karış karış izlemekte' olsak da; inancı, 'üçlük ile hiçlik' arasında sıkışmış bir toplum da değildik 'henüz'. Asırlardır ve nesillerdir yudumladığımız hakikat pınarının iksiri genlerimize kadar işlemiş, işlemiş, işlemişti...

Fakat gün gelecek, kip ayırt etmeyeceğiz, edemeyeceğiz 'artık'. Ölçüler değiştiğinde teraziler çarpık bir mikyas olmaktan öte geçemeyecek. 'Normal' ile 'anormal'i ayırt eden 'normlar' değiştikçe, belki de cahil cesaretiyle, geçmişe rahmet(!) okuyacağız en tiz sesimizle... İşte o gün bir ışık hüzmesi dillenebilirse 'en bas sesiyle' konuşacak. Öyledir ya, yalanlanacağını bile bile doğruları konuşmak...

'Dün ve yarın telaşı'ndan başımızı kaldıramadığımızdan bugünümüzü kaybetmiş olduğumuzu, şanslıysak, kimimiz anlayacağız. Ve "kendi gönlünü fethedemeyene hiçbir fethin müyesser olmayacağını" anlayacağız. 'Anlamak' ulvileştikçe 'anlatmak' da kutsileşecek. Fevri itirazların cevrine tahammül etmek, sabrımıza dokunmayacak bile... Bereket ki, 'yeni zaman'ın eskiten tazyikini aşkın bir sabır bulmuş olacağız, her nasılsa... O gün kendi evimizde, kendi yurdumuzda ve kendi dünyamızda bile 'garip' -diğer tabirle 'anormal'- olacağız, yalnız şanslıysak... 'Ne mutlu o gariplere!' sadâsına can kulağımızı açmışsak...

Gurbet halidir, haliyle sıla türküleri söylenecektir, ama... Ya, 'beğenmek' ve 'hak vermek' yetmezse; 'gönül vermek' şartsa, gerekse? Bir dost bulmak, dost ama 'gönülden' bir dost... Gönül veren; ne gönül kırar, ne yare gönül koyar, ne de gönlü ağyare kayar...

"Yâr-ı sâdık bilir hâlden,
Aşk dersini alır gülden,
Karşılıksız tâ gönülden
Sevenlere selam olsun." [Bestami Yazgan]

5 Ocak 2010 Salı

Şiir - Eldiven


En soğuk günlerimi
Ve yıllardır üşüyen ellerimi
Yıllarca bıkmadan ısıtsın
İğreti olmasın
Yarım kalmasın
Tenimi kuşatsın
Sıcağı yaşatsın
Ne tenimi unutsun
Ne gayrımı tutsun
Derimle bütün
Canımdan üstün
Bir ömür, ilkler yaşamak mümkün
Her ilke merdiven
Elim kolum eldiven


MD - 5 Ocak 2010 

1 Ocak 2010 Cuma

Şiir - Karadır Hüznün Saçları...

Karadır hüznün saçları
Lakin ıslakça mavileşir yanağında
Affedilmez masum suçları
Kızıl ve titrek dudağında
Bülbül feryadı ama dudaklar ardında
Duyulmaz, ses değildir notası
Duyurmadan duramamak hatası
Ve nesin?
Müsvedde bir listeden
Siliniverecek bir isim
Bir zayıf sayfada ki,
Uçacak, beklemeden nesîm.
Bir zülfü okşarken rüzgar
Kahrolur ellerim
Dokunmadan bilirim
Karadır hüznün saçları...

MD - 1/1/2010

WSO2 ESB + ClientAccesPolicy.xml + CrossDomain.xml

ClientAccesPolicy.xml and CrossDomain.xml files have to be found at root of your services Silverlight and Flex clients to be able to acce...