11 Kasım 2009 Çarşamba

Yorum - Klavye Üstünde Çay Sefası

İki gün önce idi. Bir sınav akşamı... Karnımı özel bir menü ile 'ölmeyecek kadar' doyurduktan sonra sadık dostum dizüstü bilgisayarımın huzurunda keyifle çayımı yudumlamakta idim ki, sakar ellerim her zamanki gibi ani ve hızlı bir hareket yaptı. Düşüncesizce ve de insafsızca şamarladığım masum çay bardağı neye uğradığını şaşırdı ve haklı olarak dengesini kaybetti. Kaybetmekle kalmadı, zavallı bardak olayın şokuyla bir miktar çayı da klavyemin 'enter' bölgesine kustu. Oturaklı bardakmış, hemen kendini toparladı ama iş işten geçti bir kere...

Ben şimdiye kadar hep bilgisayarının karşısına geçip çay içen, hem de gözünün ta içine baka baka çay içen, hem de çayı tek başına içen, bilgisayara bir yudum bile tattırmayan gaddar bir son kullanıcı olarak bu 'paylaşım' anında nasıl bir tepki vermem gerektiğini hemen kestiremedim. Benim bardağımdan ve benim çayımdan içmeyecektin dostum! Sadık dostumdan bunu beklemezdim. Bunu yapmamalıydı!...

Kısa bir duygu mağlubiyeti anından sonra tabii ki, hemen aklımı başıma toplayarak hızlı bir acil eylem planını bir taraftan yaparken bir taraftan da uygulamaya koyuldum. Öncelikle açık olan dosyalarımı itina ve teenni ile kaydedip kapattım. Hiç mi hiç acele etmeden... Daha sonra hızla ama panik yapmaksızın "Windows'u kapat" komutu vererek bilgisayarın kapanmasını bekledim. Sonra -nerden aklımda kalmış bilmem- pili çıkarmam gerektiğini anımsadım, şarjı ve pili çıkardım. Bilgisayarı da yan çevirdim ki klavyeden giren sıvı, CD-ROM'dan aksın. Çalışırken yağmur sesi çıkaran emektar CD-ROM'dan bu kez çağlayanlar misali bir kaç damla sıvı döküldü...

Bu sırada benden şuursuzca sadır olan âh-u enînleri işiten arkadaşlarım hemen yardıma koşarak bilgisayarı yüzüstü kapamam gerektiğini söylediler. El birliğiyle yüzünü yere getirdik keratanın. Ee, bu da ilahi adalet... Benim çayımı içmek ha!

Bir süreliğine pişmanlığa bulanmış intikam hislerimi zevk ettikten sonra sadık dostumu öyle iki büklüm görmeye daha fazla dayanamadım. Ne de olsa gece gündüz yüz yüze bakıyoruz, bir hukukumuz var hani... Şefkatle tutup kaldırdım ve güç düğmesine bastım. Ama o da nesi? Bir göz kırpıp kapanıyor. Tekrar deniyorum, bir göz kırpıp kapanıyor. Anlaşılan çok gücendirmişim. Bir süre kendi haline bırakmanın kendini toparlaması açısından iyi olacağını düşünüp yüzüstü terk ettim onu...

Bir süre başka şeylerle uğraştım, ama içim kıpır kıpır... İçimde git gide kasvete dönüşmekte olan endişemi yenmek üzere tekrar başına gittim. Hayır, nafile...

Uyku, endişeleri siler götürür. Anlaşılan bizim vefakara da bir uyku lazımmış. Sabah olduğunda çok şükür artık açılabiliyor, ama görüntü vermiyordu. Zamanın ne denli tesirli bir ilaç olduğunu daha yeni tecrübe etmiş olduğumdan akşama kadar bekleme kararını vermekte tereddüt etmedim.

Nihayet akşam oldu. Evin yolunu korku ile ümit arasında bitirip, dizüstümün başına dikildim. Zor zamanlarda daha bir ihlasla çekilenlerden bir kaç besmele çekerek pilini takıp, adeta saniyeler sindire sindire geçsin istercesine yavaşça düğmesine dokundum. Hani o bitmek bilmeyen kısacık anlar var ya, onlardan biri... Bu ses, çarpan kalbimin sesi mi, yoksa fan sesi mi? Ya da kalbimde birlikte çarpan bir kalbin sesi mi demeliyim... 

Ve işte "Exper" yazısıyla bembeyaz bir tebessüm çıkıyor ekranda; benim de çehremdeki soğuk kırılıp gidiyor bir anda. Besmeleler, yerini hamdelelere bırakıyor...

Bu küçük ekran böylesine renkli, bu çığırtkan fanın sesi böyle ahenkli miydi? Ufaklığın açılmasını dakikalarca beklemek bu kadar zevkli miydi? Ne zevk, ne zevk, hamdolsun ya Rabbi!

Ama yine de içim rahat etmedi. Ya ilerde bir aksaklık çıkarsa? O zaman en absürt konulara varana kadar herşeyin tartışılmış olduğu internette elbette bu konu da vardır, diyerek kısa bir Google araştırması yaptım. "İlk 15-20 saniyede kapattın kapattın, yoksa anakartı unut." diyeni mi ararsın, sıvı dökülünce 4-5 saat çalıştırıp bir daha ömür billah çalıştıramayanı mı... Ben gene orta yollu bir tavır sergilemişim.

Ters çevirmek isabetli bir davranışmış, yoksa anakartın bir yerleri oksit mi ne kapıyormuş. Grip gibi birşey herhalde... Saç kurutma makinesi kullanmanın da zarar vereceği söyleniyor. Kesinlikle doğru! Hem ıslat hem üşüt, tabi hasta olur. Sonra tamamen kurutmadan açmamak gerekiyormuş, şükür o da sorun olmadı.

Şimdi tek problem şekerden yapış yapış olduğu için rahat basmayan tuşlar, ayrıca rahat açılmayan CDROM... (çaya çok şeker atmam bu arada) Bu problem de galiba yaza yaza biraz aşıldı, zaten temizleyecektim...

Kıssadan hisse: Siz siz olun, bilgisayara sıvı yanaştırmayın. Canı çeker, içiverir mazallah...

Hiç yorum yok:

WSO2 ESB + ClientAccesPolicy.xml + CrossDomain.xml

ClientAccesPolicy.xml and CrossDomain.xml files have to be found at root of your services Silverlight and Flex clients to be able to acce...