24 Kasım 2009 Salı

Burada Müslüman var mı?

Almanya'da bir genç... Sarı saçlı, mavi gözlü safkan bir Alman... Manevi sıkıntılar içinde kıvranırken İslam'ı araştırır, beğenir ve Müslüman olmaya karar verir. Karar verir ve müslüman olur, inandığı gibi yaşamak için de çaba sarfetmektedir.

Ramazan Ayı gelmiş, oruçlar tutulmuştur. Sayılı gün çabucak geçivermiş ve nihayet Kurban Bayramı da gelip çatmıştır. Kurban Bayramı'nda Müslümanlar ne yapar? Kurban keserler. Genç de, ilk kez tadılan duyguların doyumsuzluğunda bir heyecanla kurbanlığını alır. Bayram günü gelince erkenden bıçağı kapar ve sarı saçlı mavi gözlü Almanımız, kınalı koçun başında bitiverir.

Kurbanı kesecektir kesmesine ama, sağdan dolanır, soldan dolanır, bir türlü nasıl edip de keseceğini bilemez. Fakat genç kararlıdır, yılmayacaktır. Hemen başka çareler düşünmeye başlar. Aklına, camiye gidip bilen birini yardıma çağırmak gelir. Bu, iyi bir fikirdir, vakit geçirmeden uygulamaya koymalıdır. Kendini o kadar kaptırmıştır ki, elindeki bıçağı bırakmayı bile akledemeden soluğu camide alır.

Caminin kapısını hışıma benzer bir heyecanla tepiklercesine açar. Tıpkı gecenin sessizliğinde düşen bir yıldırım gibi mabedin sükûtî atmosferini yırtar. Fakat yıktığı sadece mabedin sükûtu değil, mâbettekilerin sükûnetidir de aynı zamanda... Mavi gözlerinden alevler saça saça ve elindeki satır yavrusu bıçakla havada kavisler çize çize patlattığı nârâ, herkesi dehşete düşürür: "Burda Müslüman var mı?"

Kapıda gözü dönmüş, ilk bulduğu Müslüman'ı kurban etmeye niyetli bir Alman'ı görmek, camidekileri haklı olarak korkutmuştur. Herkes soğuk terler dökmektedir. Gerçi Hakk yoluna kurban olmak büyük şereftir, hele de böyle mübarek bir günde... Ama 'Hakk yolu' diye 'yok yolu'na gitmeyi de kimse istememektedir. Herkes içten içe ölüm rabıtasına dalmıştır. Sanki mezar bir adım ötededir, bir çıt çıkartmak bu uzak hayali yakın etmeye yetecektir. Kimse sessizliği ilk bozan kişi olup Hakk'ın rahmetine tez elden kavuşmaya hazır değildir. Ama asır gibi uzayan saniyeler, sorusuna cevap bekleyen seyyar kasabı daha da galeyana getirmektedir anlaşılan... Bıçak yine havada kavisler çizer ve daha da gür bir seda ile soru tekrarlanır: "Burda Müslüman var mı?"

Artık sabırlar iyice taşmadan bir fedai çıkıp diğerlerini kurtarmalıdır. Nihayet hayattan alacağını almış, artık yönü ukbaya dönmüş yaşlı bir hacı amca cesaretle ve pamuk gibi bir sesle yanıtlar: "Sakin ol evladım, ben Müslümanım." Genç, sesin geldiği tarafa döner. Artık gözlerinde tuhaf bir parıltı vardır. Herkes kanı donmuş bir halde olacakları izlerken gencin ağzından net bir kaç kelime dökülür: "Amca, benimle gel." Bu söz hiç de ricaya benzememektedir, öyleyse hacı amcanın fazla seçeneği yoktur. Usulca gencin önünde düşüp giderken dudaklarından fısıltı halinde şehadet kelimeleri dökülmektedir. Arkada kalanların dudakları ise sessiz sessiz getirilen tekbirlerle oynamaktadır.

Gencin evine gelirler ve genç, durumunu hacı amcaya bir bebek masumiyetinde anlatır. Hacı amca da "Telaşlanma evladım, ben sana yardım ederim." diyerek seve seve kolları sıvar. Tekbirler getirilir, kurban kesilir. Bu arada sohbet de iyice koyulaşır. Kurban işi hemen bitmiyor, uğraştırıyor. Hele derisini yüzmek var ki, yaşlı insan işi değil. Bunun farkında olan hacı amca yine yumuşacık sesi, mest edici üslûbuyla "Evlâdım! Ben yaşlı bir adamım. Buraya kadar sana yardım ettim, ama artık yoruldum. Derisini yüzmek için birini daha yardıma çağırsan.." diye tavsiye makamında ricâsını dillendirir. Genç, aşk u şevkinden zerrece bir şey kaybetmeden ve artık kana bulanmış olan bıçağını da -hikmet-i ilahi işte- elinden bırakmadan tekrar camiye koşar.

Bu arada vakit ilerlemiş, namaz vakti gelmiştir. Camide namaz kılınmış, imam efendi önde yüzünü cemaate dönmüş haldedir. Namaz tesbihatı bitirilmiş, hep birlikte eller semaya kaldırılmış, dua edilmektedir. Olayın şokunu derinden yaşamış olan cemaat, her zamankinden daha derin bir huşû içinde hayatlarını bağışladığı için Allah'a hamd ü senalar etmekte, ardından 'rahmetli' hacı amcanın ruhuna Fatiha okumayı da ihmal etmemektedirler.

Tam bu sırada aynı genç, öncekini aratmayan bir hışımla camiye dalar. Aman Allahım! İmtihan dünyasıdır elbette, ama bazen imtihanlar çok 'can alıcı' oluyor. Genç yine aynı eda, aynı hışımla gözlerinden ateş ve bu sefer bıçağından da kan saça saça aynı soruyu salar ortaya: "Burda müslüman var mı?"

Cemaat bunun tekrar olacağını ummuyordur gerçi, ama bu kez hazırlıklıdırlar. Bıçaktan damlayan taze kanlar durumun ciddiyetini ve vehametini çok canlı ifade etmektedir. Canını seven beynini tam performans modunda çalıştırıp bir çare bulmalıdır. Arka saflardaki üç-beş uyanıktan birisi ikinci çağrıya fırsat vermeden hemen olaya müdahele eder. Gence, sadece onun duyabileceği, imamın duyamayacağı bir sesle seslendiğini düşünür: "Arkadaşım! Şu önde oturan imam efendi var ya! Hah, işte o Müslüman'dır, onu al!" Fakat imam bunu duymaz mı? Duyar. Sağlam kulaklı olduğu gibi aynı zamanda hazır cevaptır da imam efendi... Hemen canını kurtarmanın yoluna bakar ve cevabı yapıştırır: "Ne yani? Dört rekat namaz kıldırdık diye Müslüman mı olduk şimdi?"
* * *
Renginden mahcup olmaktan rengi solmuş olan hepimize ithaf olsun. Hayırlı bayramlar...

19 Kasım 2009 Perşembe

Bir PC'yi Göçertmek...

Sakındığın göze çöp batarmış. Şu sıralar bilgisayarım âfâki ve enfüsî belâlalara maruz kalmakta. Ne de olsa imtihan dünyası...

Programlama Lab. için Ubuntu kurmuştum, 2-3 gün çalıştı ve bir sabah ansızın göçtü! Açılırken siyah ekranda kalıyordu. Çözemedim, bari sileyim dedim.

Windows'ta iken EASEUS Partition Master programı ile Ubuntu'nun kurulu olduğu diski silecek, Windows diskimi de biraz genişletecektim. Kuyruktaki işlemlerin tamamlanması için reboot gerektiği mesajını aldım. Sistem diskiyle ilgili işlem yapılacağı için gayet doğal karşıladım ve onayladım.

Bilgisayar yeniden başladı ve Ubuntu diskim silindi. Ama sistem diski (C:) genişletilemedi, "Belki disk birleştirme (defrag) işlemi sonrasında tekrar denemelisiniz." mealinde bir uyarı aldım.
Birleştirme yapmak üzere Windows'u açma niyetiyle bilgisayarı yeniden başlattım. Fakat Grub Loader, silinen diske erişemediğinden dolayı haklı olarak "Diski bulamıyorum." diye hayıflandı. Demek ki, boot sırası Ubuntu diskimde kayıtlıymış.

Kara gün dostu 'Hirens' CD'sini taktım. MBR, EMBR falan ne varsa sıfırladım. Can havliyle yaptığım bu şuursuz işlemler yapıcı olmaktan çok yıkıcı olmuş ki, artık hard disk hiç görülmüyor. Sanki bilgisayara bağlı bir disk yok!

Hirens'i çıkardım, Ubuntu'yu taktım; onu çıkardım Windows 7'yi taktım... Nafile! Windows 7 ile repair seçeneğini seçince Sistem diskimi görüyordu, fakat sabrımı aşkın bir süre bekletiyordu.

C:'de kurulu düzenimi kaybetmek istemiyordum. O yüzden format atmaksızın Windows kurmaya karar verdim. Böyle yapınca "Program Files", "Documents and Settings", "Windows" gibi sistem klasörleri "Windows.old" isminde bir klasöre taşınıyor, sonra Windows kuruluyor.

Windows'u bu şekilde kurduktan sonra bilgisayarı Hirens CD'si ile açtım. Windows.old klasörü içindeki dosyaları yeni gelenlerin üstüne yapıştırdım. Yani C:\Windows.old\Windows klasörünü C:\Windows klasörü üzerine vs... Bu arada "Erişim engellendi." uyarısına sebep olan dosyaları da "Unstoppable Copier" programı halletti.

Şu an Windows'um açıldı. Eski düzenim duruyor, fakat masaüstümde "Bu Windows kopyası orjinal değil" mesajı... İki-üç kez yeniden başlatana kadar Windows seri no'mu giremiyordum, çünkü Bilgisayarım'ın özelliklerinde seri no girme yeri yerinde yoktu. İki-üç kez yeniden başlatınca yerine geldi ve şifremi girince herşey düzeldi.

Yine de bir-iki rahatsız edici şey var. Açılırken run-time hatası veren bir program, her başlangıçta çıkan Office Visio 2007 başlıklı yükleme yapıyor kılıklı kutu, kazara silinmiş fontlar yüzünden abuk subuk gözüken bazı diyaloglar, yazılar...

Kör-topal, ama olsun, buna da şükür. Tam ödev döneminde göçüşlerde kalmadık, başımızı sokacak bir Windows'umuz bari var artık... :)

13 Kasım 2009 Cuma

Yedekleme Betiği [Notepad, WinRAR, DropBox]

Motivasyon
Ders notlarımı bilgisayara geçerken başıma gelen bir şeydir; bir çok vakit ve emek verip yazdığınız bir Word dosyası nasıl olursa olur bozuluverir ve bir daha açılmaz. Emekleriniz boşa gitmiş, aynı yolu tekrar yürümeniz gerektiği düşüncesiyle gelen bıkkınlık ve hayal kırıklığı yanınıza kâr kalmıştır.

Böyle bir duruma düşmemek için sık sık yedek alabiliriz. Faraza, 10-15 dakikada bir yedekleme yapabiliriz. Bu sayede dosyanın bozulmadan önceki en son sağlam hali bir yerlerde durur, bozulma durumunda son sağlam halini geri alırız.

Bahsedilen şekilde bir yedekleme işlemini Windows'ta, WinRAR ve Notepad ile kolayca yapabiliyoruz.


İş Planı 
Yapmak istediğimiz işlem; "D:\Kaynak\" klasöründe bulunan "Önemli.doc" dosyasını "D:\Yedek\Önemli\" klasörü içine o anki tarih ve saat bilgileriyle birlikte kopyalamak olsun. Bunu, tek bir tıklama ile başarmak istiyoruz.

Örneğin, 14 Kasım 2009, saat 00.30 itibariyle bir yedekleme yapmak istersek "D:\Yedek\Önemli\" klasörü içinde ismi "2009-11-14_0030_01.rar" olan bir arşiv oluşturacağız. Bu arşivin içinde tabii ki dosyamızın bahsi geçen andaki kopyası bulunacak. Aynı dakika içinde ikinci bir yedekleme daha yaparsak dosya adının sonundaki 01, 02 olacak: "2009-11-14_0030_02.rar"


Komutlarımızı Yazalım
1. Asıl işi yapacak olan WinRAR'dır. Biz sadece gerekli parametrelerle WinRAR'ı çalıştıracağız.
WinRAR a -agYYYY-MM-DD_HHMM_NN -ibck -m5 -r -ep -s "D:\Yedek\Önemli\" "D:\Kaynak\Önemli.doc"

Parametrelerin açıklamaları;
a       Arşive ekleme komutu
-ag    Dosya adını belirtmeye olanak veren anahtar. Formatımız: Yıl-Ay-Gün_SaatDakika_No
-ibck  İşlemler arkaplanda yapılacak
-m5   Sıkıştırma derecesi: 5=En iyi, 4=İyi, 3=Normal, 2=Hızlı, 1=En hızlı, 0=Sadece depola.
-r       Alt klasörler de dahil (Bizim örneğimizde bir etkisi yok)
-ep    Dosyaların içinde bulunduğu yol bilgisi atılır.
-s      Katı arşiv. Daha küçük boyutlu bir arşiv oluşur, fakat 10. dosyaya erişmek için ilk 9 dosyanın tek tek geçilmesi gerekir.
"D:\Yedek\Önemli\"         Hedef klasör
"D:\Kaynak\Önemli.doc"   Yedeklenecek dosya
2. Yedeklemek istediğimiz dosya kilitli ise, WinRAR hata verecektir. Örneğin dosyamız Word'de açık iken yedekleme yapamayacağız. Her seferinde Word'ü kapatma külfetine katlanmak yerine dosyamızı yedeklemeden önce başka bir konuma kopyalayacağız, yolu ordan göstererek yedekleyeceğiz, sonra kopyaladığımız dosyayı sileceğiz.

Herşeyden önce, yedekleme yapacağımız klasör yoksa oluşturmalıyız. (Varsa bile bu komutun zararı olmayacaktır):
      md "D:\Yedek\Önemli\"

Asıl dosyamızı bu konuma kopyalayalım (hedef yolun sonundaki slaş'a dikkat):
      copy "D:\Kaynak\Önemli.doc" "D:\Yedek\Önemli\"

Şimdi az önce hazırladığımız WinRAR komutunu girelim. WinRAR'ın tam yolunu girmeliyiz:
      "C:\Program Files\WinRAR\WinRAR.exe" a -agYYYY-MM-DD_HHMM_NN -ibck -m5 -r -ep -s "D:\Yedek\Önemli\" "D:\Yedek\Önemli\Önemli.doc"

Pisliğimiz temizleyelim, arkada gereksiz kalıntı bırakmayalım:
      del "D:\Yedek\Önemli\Önemli.doc"


Dosyamızı Oluşturalım
Komutlarımızı Notepad'e yazıp sonra da "Farklı Kaydet" seçeneğiyle ".bat" uzantılı olarak kaydetmemiz gerekiyor. Bunu yapmak için dosya türü olarak "Tüm dosyalar" seçmeli, dosya ismi olarak yazdığımız ismin peşine de ".bat" uzantısı eklemeliyiz.


Bir not; eğer dosyayı burda anlatılandan farklı bir yolla oluşturduysanız ve dosya çalışmıyorsa kodlaması ANSI değil, Unicode olabilir.


Topluca...
Kodumuz;
    md "D:\Yedek\Önemli\"
    copy "D:\Kaynak\Önemli.doc" "D:\Yedek\Önemli\"
    "C:\Program Files\WinRAR\WinRAR.exe" a -agYYYY-MM-DD_HHMM_NN -ibck -m5 -r -ep -s "D:\Yedek\Önemli\" "D:\Yedek\Önemli\Önemli.doc"
    del "D:\Yedek\Önemli\Önemli.doc"


Daha İlerisi...
Dosyamız çok önemli ise bilgisayarda farklı bir konuma kopyalamak bizi tatmin etmeyebilir. İnternete de yedekleyip -Allah korusun- harddiskimiz bile yansa dosyamızı kaybetmemek isteyebiliriz. Bunun için ise;


1. Bir Dropbox hesabı alınır, 2GB ücretsizdir. Benim referansımla alınırsa memnun kalınır :D :
        https://www.dropbox.com/referrals/NTEyMTEyMTc5


2. Yedekleme klasörü dropbox klasörünün içine konulur, koddaki yollar uygun şekilde düzenlenir:
        "D:\My Dropbox\yedek\Önemli\"


3. Arka planda Dropbox programı açık olduğu her zaman yedekleme sonucu oluşturulan dosya anında internete yüklenecektir. (tabii ki internete bağlı iken)


Sonuç
Komut dosyamızı masaüstüne koyarız, istediğimiz an tıklarız, yedeğimiz anında internete yüklenir, kafamız rahat olur.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Yorum - Klavye Üstünde Çay Sefası

İki gün önce idi. Bir sınav akşamı... Karnımı özel bir menü ile 'ölmeyecek kadar' doyurduktan sonra sadık dostum dizüstü bilgisayarımın huzurunda keyifle çayımı yudumlamakta idim ki, sakar ellerim her zamanki gibi ani ve hızlı bir hareket yaptı. Düşüncesizce ve de insafsızca şamarladığım masum çay bardağı neye uğradığını şaşırdı ve haklı olarak dengesini kaybetti. Kaybetmekle kalmadı, zavallı bardak olayın şokuyla bir miktar çayı da klavyemin 'enter' bölgesine kustu. Oturaklı bardakmış, hemen kendini toparladı ama iş işten geçti bir kere...

Ben şimdiye kadar hep bilgisayarının karşısına geçip çay içen, hem de gözünün ta içine baka baka çay içen, hem de çayı tek başına içen, bilgisayara bir yudum bile tattırmayan gaddar bir son kullanıcı olarak bu 'paylaşım' anında nasıl bir tepki vermem gerektiğini hemen kestiremedim. Benim bardağımdan ve benim çayımdan içmeyecektin dostum! Sadık dostumdan bunu beklemezdim. Bunu yapmamalıydı!...

Kısa bir duygu mağlubiyeti anından sonra tabii ki, hemen aklımı başıma toplayarak hızlı bir acil eylem planını bir taraftan yaparken bir taraftan da uygulamaya koyuldum. Öncelikle açık olan dosyalarımı itina ve teenni ile kaydedip kapattım. Hiç mi hiç acele etmeden... Daha sonra hızla ama panik yapmaksızın "Windows'u kapat" komutu vererek bilgisayarın kapanmasını bekledim. Sonra -nerden aklımda kalmış bilmem- pili çıkarmam gerektiğini anımsadım, şarjı ve pili çıkardım. Bilgisayarı da yan çevirdim ki klavyeden giren sıvı, CD-ROM'dan aksın. Çalışırken yağmur sesi çıkaran emektar CD-ROM'dan bu kez çağlayanlar misali bir kaç damla sıvı döküldü...

Bu sırada benden şuursuzca sadır olan âh-u enînleri işiten arkadaşlarım hemen yardıma koşarak bilgisayarı yüzüstü kapamam gerektiğini söylediler. El birliğiyle yüzünü yere getirdik keratanın. Ee, bu da ilahi adalet... Benim çayımı içmek ha!

Bir süreliğine pişmanlığa bulanmış intikam hislerimi zevk ettikten sonra sadık dostumu öyle iki büklüm görmeye daha fazla dayanamadım. Ne de olsa gece gündüz yüz yüze bakıyoruz, bir hukukumuz var hani... Şefkatle tutup kaldırdım ve güç düğmesine bastım. Ama o da nesi? Bir göz kırpıp kapanıyor. Tekrar deniyorum, bir göz kırpıp kapanıyor. Anlaşılan çok gücendirmişim. Bir süre kendi haline bırakmanın kendini toparlaması açısından iyi olacağını düşünüp yüzüstü terk ettim onu...

Bir süre başka şeylerle uğraştım, ama içim kıpır kıpır... İçimde git gide kasvete dönüşmekte olan endişemi yenmek üzere tekrar başına gittim. Hayır, nafile...

Uyku, endişeleri siler götürür. Anlaşılan bizim vefakara da bir uyku lazımmış. Sabah olduğunda çok şükür artık açılabiliyor, ama görüntü vermiyordu. Zamanın ne denli tesirli bir ilaç olduğunu daha yeni tecrübe etmiş olduğumdan akşama kadar bekleme kararını vermekte tereddüt etmedim.

Nihayet akşam oldu. Evin yolunu korku ile ümit arasında bitirip, dizüstümün başına dikildim. Zor zamanlarda daha bir ihlasla çekilenlerden bir kaç besmele çekerek pilini takıp, adeta saniyeler sindire sindire geçsin istercesine yavaşça düğmesine dokundum. Hani o bitmek bilmeyen kısacık anlar var ya, onlardan biri... Bu ses, çarpan kalbimin sesi mi, yoksa fan sesi mi? Ya da kalbimde birlikte çarpan bir kalbin sesi mi demeliyim... 

Ve işte "Exper" yazısıyla bembeyaz bir tebessüm çıkıyor ekranda; benim de çehremdeki soğuk kırılıp gidiyor bir anda. Besmeleler, yerini hamdelelere bırakıyor...

Bu küçük ekran böylesine renkli, bu çığırtkan fanın sesi böyle ahenkli miydi? Ufaklığın açılmasını dakikalarca beklemek bu kadar zevkli miydi? Ne zevk, ne zevk, hamdolsun ya Rabbi!

Ama yine de içim rahat etmedi. Ya ilerde bir aksaklık çıkarsa? O zaman en absürt konulara varana kadar herşeyin tartışılmış olduğu internette elbette bu konu da vardır, diyerek kısa bir Google araştırması yaptım. "İlk 15-20 saniyede kapattın kapattın, yoksa anakartı unut." diyeni mi ararsın, sıvı dökülünce 4-5 saat çalıştırıp bir daha ömür billah çalıştıramayanı mı... Ben gene orta yollu bir tavır sergilemişim.

Ters çevirmek isabetli bir davranışmış, yoksa anakartın bir yerleri oksit mi ne kapıyormuş. Grip gibi birşey herhalde... Saç kurutma makinesi kullanmanın da zarar vereceği söyleniyor. Kesinlikle doğru! Hem ıslat hem üşüt, tabi hasta olur. Sonra tamamen kurutmadan açmamak gerekiyormuş, şükür o da sorun olmadı.

Şimdi tek problem şekerden yapış yapış olduğu için rahat basmayan tuşlar, ayrıca rahat açılmayan CDROM... (çaya çok şeker atmam bu arada) Bu problem de galiba yaza yaza biraz aşıldı, zaten temizleyecektim...

Kıssadan hisse: Siz siz olun, bilgisayara sıvı yanaştırmayın. Canı çeker, içiverir mazallah...

WSO2 ESB + ClientAccesPolicy.xml + CrossDomain.xml

ClientAccesPolicy.xml and CrossDomain.xml files have to be found at root of your services Silverlight and Flex clients to be able to acce...