24 Ekim 2009 Cumartesi

Şiir - Eğer [Rudyard Kipling]

Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;

Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,

Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,

Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;

Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;

Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

Yeryüzü ve üstündekiler senindir

Ve dahası

sen bir İNSAN olursun oğlum...

15 Ekim 2009 Perşembe

Deneme - Ümit

Bazen 'kararlaştırılmış bir iş'tir, bazen kararsız bir bekleyiştir, ümit!
Kabul kapısı açılana kadar dinmeyen bir Âdem yakarışıdır bazen...
Bazen sahralar ardında bir Yakup bekleyişidir...
Ve nihayet sergüzeşt-i ömrün, uğruna heba edildiği bir gaye-i hayaldir.

Utangaç bir âşıkın, mâşukunun bir anlık bakışında derin manalar ararken tuttuğu duygu dalıdır, ümit...
Şefkatli efendisinden her nasılsa kaçmış bir kölenin yaban ellerden eve dönüş yoludur, ümit...
Kaçılası bir şeyden kaçacak yer kalmayınca sığınılacak tek limandır, ümit...
Ayakların toprağa bastığı demde gözlerin ufka aktığı andır, ümit...

Terkibinde nice duygular iç içedir: sessiz bir hüzün, çekingen bir aşk, itirafkar bir acz, çocukça bir sevinç...
Esasen ümit; büsbütün çocukçadır, masumdur. Kimin içinde ümit varsa, onun dudak ucunda tebessümle hıçkırık yan yana bekler. Sıcak bir bakışla kabarmaya hazırlanan gamzeler, bir esintiyle sönüverir. Adeta her saniyede kırk kez gülüp kırk kez ağlamaktadır.

Ümit besleyenin his dünyası zengindir. İşte o yüzden ümit, insanın kaybedebileceği en son şeydir. Onsuz, insanın bir yanı eksiktir, diğer yanı ise arızalıdır. İşte o yüzden ümit hırsla, sevgiyle, titizlikle ve büyük bir gayretle korunmalıdır. Kıymetli bir hazine gibi, aciz bir bebek gibi, derin bir sevgili gibi... Ümit korunmalıdır...

3 Ekim 2009 Cumartesi

Deneme - Kurt Adam

Yine düştüm işte. Belimi doğrultmaya kalmadan tekrar düşüyorum. Halimi anlatmaya çalışmak, konuşmak için konuşmak oluyor. Herşey ortada. Konuşmak değil çalışmak lazım. Ama anlatınca belki de kafamı toparlıyorum. Ya da kendimi böyle avutuyorum. Anlatma ve yazma isteğimin altında belki de başka niyetler var. Belki değil aslında... Kesinlikle başka niyetler, sebepler, ahlaklar var. İnsanın bir ahlakı her işine sirayet ediyor. Herşeyde kokusunu belli ediyor. Kendisi bile anlayamıyor.

Hakk! Ne eksik, ne de fazla söylemek... Tamı tamına olduğu kadar... Neyse o! Öyle bir söyleyiş için nasıl bir bakış, nasıl bir anlayış lazım? Ömerî... Fârûkî... Hak ile batılı ayıracak keskin bir bakış. Aldatıcıların aldatmasına kanmayacak bir idrak... Herkese "Sen de haklısın." demek olmaz ki! Haksıza "Haklısın." demek haklıya haksızlık etmektir. Hem de hakkın kendisine haksızlıktır, sadece haklıya değil. Belki de bu yüzden hakkı yenen biz olduğumuzda bile hakkımızdan feragat etmemiz tasvip edilmiyor. Zulme rıza göstermek oluyor. Kendimiz için değilse de hakkın kendisine haksızlık edildiği için hakka sahip çıkmamız gerekiyor.

"Her aklına geleni söylemek, yalan olarak yeter." denmiş, biliyorum. Fakat geldiği gibi konuşunca içimdekileri olduğu gibi dökebiliyorum. İçinde bulunduğum hal neyse, iyi olsun kötü olsun, o ortaya çıkıyor. İyi zannettiğim kötü haller olabilir. Kötü zannettiğim iyi haller olabilir. Ama olduğum gibi olursam kendimle barışık olurum. Böylece problemlerimi kendimle konuşarak ve anlaşarak çözebilirim.

Hep başkalarıyla konuşuyoruz. Bazen birisini ikna etmeye, bazen birisini birşeye inandırmaya çalışıyoruz. Bazen birinden birşey istiyoruz. Bazen birisine birşeyi yapmamasını söylüyoruz. "Sen öyle diyorsun ama şunu göz önünde bulundurmuyorsun, farkında mısın?" diyoruz. Bunları kendimize neden söylemiyoruz?

Ben de çoğu zaman yapamıyorum ama yapınca çok güzel oluyor. İç-dış bütünlüğü burdan çıkıyor. Farklı davranış alanlarında farklı insan olmuyorsunuz. Kurt adam gibi... Gündüz halim, selim, sevecen; gece katı ve saldırgan... Gözlemlediğim kadarıyla insanlar hava kararınca daha farklı davranıyorlar. Sanki gündüz güneş gibi herkese açık, gece olunca sizi duymuyor ve görmüyorlar. Belki herkeste bir nevi kurt adamlık var. Farklı davranış alanlarında farklı karaktere bürünmek, bir nevi kurt adamlıktır. Merak ediyorum, kurt adam karakterinin tasarımcısı hangi psikolojik nevrozları anlatmak istiyor acaba...

WSO2 ESB + ClientAccesPolicy.xml + CrossDomain.xml

ClientAccesPolicy.xml and CrossDomain.xml files have to be found at root of your services Silverlight and Flex clients to be able to acce...