5 Ağustos 2009 Çarşamba

Deneme - Bir Yılın Muhasebesi...

Tam bir yıl sonra bu yazıyı okuyacağım. Acaba o zamana kadar hayatımda neler değişecek? Daha doğrusu, ben ne kadar değişeceğim?

İnsan elbette ölene kadar sürekli değişim içinde olabilir. Bu, korkulacak bir şey olmasa gerek. Hatta daha 'kâmil' olmaya doğru bir yolculuk olarak görülüp sevinç vesilesi bile yapılabilir. Fakat bazen çuvalın altı delinebiliyor. Yani bazı şeyler var ki, 'iki kuma' gibi birini diğeriyle bir arada tutmak öyle kolay olmuyor. Bir cephede kazanırken bir de bakıyorsun ki, öteki cephede zayiat var. Bu noktada bir muhasebe yapma ihtiyacı hissediyor insan. Artıda mıyım, ekside miyim? İyi mi ettim, kötü mü ettim?

'Geçen' seneden beri çok şey 'geçti' başımdan, aklımdan, kalbimden ve üzerimden... Yoğunluğun boyutunu anlatmak için "20 yılıma bedel bir yıl" demeyi düşünmüştüm bu yıl için. (Belki o kadar da değil...) Bu yaşa kadar birike gelen bir duygu-düşünce sistemim vardı/var. Daha önceleri de çok inişli çıkışlı bir iç dünyam vardı, ama bu sene daha farklı oldu. Kimisi buna 'açılmak' diyecek, kimisi 'bozulmak'... Kimisi 'inkişaf' diyecek, kimisi 'inhiraf'... Soru şu ki: Ben ne diyeceğim? Bir şey 'derken' referansım ne olacak? 'Duruş'um, 'bakış'ım ve 'görüş'üm şu 'analog fikirler' dünyasında hangi noktada olacak?

Farklı dallardan, farklı görüşteki yazarlardan kitaplar okudum bu yıl... (Belki bu da bir arayışın tezahürü idi.) Sonra farklı kişilerle de tanıştım, vizyonum bir nebze değişti. Alışık olmadığım fikirlerin beni cin gibi çarpmasıyla irkildim ve yalpaladım zaman zaman... Sonra bizim 'kürkçü dükkanı'nın ne kadar da emin bir yer olduğunu fark ettim. Teorik olarak doğru gibi gözüken zanna dayalı bilgilerin pratize edildiğinde zayıflığının ve hakikatten uzaklığının nasıl da ortaya çıktığını seyrettim, tecrübe ettim. Ve bu seyirler sonrasında; aslında fikirlerin hiç de analog olmadığına, tabiri caizse 1 ve 0'lardan ibaret 'ikili' bir dünyada yaşadığımıza ve her şeyin temelde bu kadar keskin ayrıldığına hükmettim. Sonra tabi ki, yine 'bizim', yine 'emin' kürkçü dükkanı...

Şimdi ne desem? İçimdeki dinmez med-cezirler kayayı sağlamlaştırdı mı desem, yoksa toğrağı aşındırdı mı? Her ikisi de mümkün. Fakat -varsa- kazanımlarla birlikte kayıpların olduğu da kesin... Ee, ne yapalım? Oturup ağlamak fayda edecek mi? Hayır! Öyleyse çok iyi bir durum değerlendirmesi yapıp hataları tespit etmeli ve sonraki adımları ona göre atmalı. Zannediyorum yapılacak en makul iş budur.

Ama bu değerlendirmeyi yaparken... Hayır! Sadece bu değerlendirmeyi değil, her hangi bir şeyle ilgili her hangi bir 'değerlendirme' yaparken öylesine geniş bakabilmeliyim ki, tüm bağlardan çözülerek tartabilmeliyim. Zamanın çarklarına göre dönmemeliyim, mekânın/ortamın durumu düşüncemin önünde perde olmamalı. Her sele kapılmamalıyım. İçinde yaşadığım şu dünyaya dışından bakabilmeliyim. İçinden çıkmam mümkün olmayan zamana bilmem kaç asır sonrasından bakabilmeliyim. Buradan bakınca bir gözümle tâ ahireti görürken, bir gözüm yaratılış gününe kadar uzanabilmeli. Bu arada dünyanın ve zamanın içinde, burnunun dibinde olmayı da casusça bir sinsilikle avantaj olarak kullanabilmeliyim.

Yine dönüp dolaşıp Alın Yazısı'nda söylediklerime geldim anlaşılan... Zaten bazen kendi kendime fısıldarım o mısraları... Bir ilaç gibi, bir teselli gibi, bir akit tazeleme gibi:

Hem canlı kanlı 'yaşamalı';
Herkesten daha dolu,
Herkesten daha doğru...
Hem de iyi 'anlamalı';
Bir yandan, sonuna kadar yaşamışçasına kendinden emin,
Diğer yandan, hiç yaşamıyormuş gibi bağlardan azade...

Ne yapalım, 'Her şey aslına rücû eder.' Görülen o ki, o motto bana gerçekten uyuyor:

Dün, dünle gitti cancağızım;
Bugün yeni şeyler söylemek lâzım...

WSO2 ESB + ClientAccesPolicy.xml + CrossDomain.xml

ClientAccesPolicy.xml and CrossDomain.xml files have to be found at root of your services Silverlight and Flex clients to be able to acce...