2 Temmuz 2009 Perşembe

Deneme - Bir yolculuk yaptım ki...

Bugün bir yolculuk yaptım ki, değme yolculuklara benzemez. Her zaman bulunacak cinsten değildi yani... Bana yazı malzemesi oldu, bir bakıma iyi de oldu hani... Fazla meraklandırmadan konuya geçeyim.

Efendim! Bir arkadaşın yanına gidiyorum, yarı yolda arkadaşım aradı ve işi çıktığı için bugün gelmememi söyledi. Kendi kendime "Daha önceden arasaydın ya!" derken hesapta olmayan bir işim yüzünden randevu saatini geçirmiş olduğumu fark ettim. Buradan da iki şey öğrendim: 1) Geç kalacaksan haber ver. 2) İptal edeceksen vakitlice haber ver.

Durakta
Maceramız bundan sonra başlıyor. Macera dediysem çok bir aksiyon beklemeyin ama... Eve dönmek üzere gittim, durakta bekliyorum. Diğer insanlar gibi asık suratlı zombi maskemi taktım tabi... Herkes gibi... Çok ciddiyim, gülmüyorum, olabildiğince mutsuz ve hayattan umutsuz duruyorum. Otobüs gelecek, ben de altına atlayıp öleceğim sanki o kadar... E, ne var bunda şaşıracak? Toplumda bu bir standart!

Ayrık fertlerden müteşekkil biz 'duraktakiler' kâh içimizden kâh açıktan üfleye püfleye 'Kara Tren' misali geciken otobüsü beklemekteyiz. Zaman zaman sanki otobüs gelse görecekmişiz gibi öne yaklaşıp yola bakıyoruz. Otuz saniye sonra önünde duracak otobüsü görsen ne, görmesen ne? Ama insanlara aktivite oluyor tabi, orası iyi...

Nihayet beklenen koca gövdeli teknolojik nimet, vefakâr-cefakâr bir hayırsever suretinde önümüzde demir atıyor. Kuyruk, sırayla otobüsün içine akıyor. Pişkin pişkin araya kaynayanlara ise pek kulak asılmıyor. Nasıl olsa az sonra herkes pişecek güneşten... Sen pişkin, ben pişkin, dostluk güzel, kavga çirkin...

Otobüste
Güneşin koordinatlarına bakılarak yapılan ince astronomik hesaplarla oturulacak koltuklar seçiliyor. Tabi ki bu, önden binip de seçme şansı olanlar için. Bir taraftaki çiftli koltukların hepsine birer kişi oturduktan sonra ağız birliği etmişçesine diğer taraftaki çiftli koltuklara birer kişi oturuyor. Kimse bu gizli yasayı çiğneme cüretinde bulunmuyor. Buna sözlü yasa da diyemiyorum, çünkü kimsenin böyle bir şey hakkında konuştuğu vaki değildir, zannediyorum. Tekli oturma imkânı kalmayınca kalan boşluklar dolduruluyor tabi...

Ve otobüs hareket ediyor. Trafikte duraksamadan ilerlemek mümkün olamadığı için nazlı nazlı süzülerek ileriki duraklara varıp bir kelebek edasıyla kona kona aramıza yeni yolcular katıyoruz. Bu arada otobüs içi popülasyon arttıkça yeni sorunsallar zuhur ediyor. Örneğin yaşlılara yer vermesi beklenen 'zamane' gençleri. Ben de kendini genç hisseden biri olduğuma göre, karşıdan sallana yıkıla adeta yuvarlanarak yaklaşmakta olan teyzeye yer vermek üzere huşu ve vakarla yerimden kalkıyorum. Gerçi cam kenarında pişiyordum, teyze de sıcaktan nasibini alacak, ama "Nasıl olsa az sonra otobüs dönünce gölgeye gelir, ferahlar." diyerek niyetimin samimiyetini kendime dikte ettirmek suretiyle iç ve dış bütünlüğümü koruyorum.

Sonra otobüsün içini bir kolaçan ediyorum. Henüz çok kalabalık değil, yani hala birbirine temas etmeden durabilen bazı insanlar mevcut. Ortadaki koltuk bulunmayan geniş alanın en konforlu kısmını yine birkaç genç kapmış. Önceden tanışmakta oldukları anlaşılan genç kız, maço tavırlı delikanlıya inceden inceye kur yapıyor. Delikanlı pek yüz vermez bir intiba uyandıracak şekilde de olsa kızla bir-iki ilgileniyor. Arkadaşlarının yanında bu ilgiyi görmek genç kızı oldukça mutlu ediyor. Yüzündeki ifadeden kendisinin 'ayrıcalıklı kişi olduğunu düşündüğü' ve buna sevindiği anlamını çıkarıyorum. Bunu niye anlattım? Çünkü az sonra bu kız bayılacak. Bayılacak bayılmasına ama sıcaktan mıdır, yoksa az önce bayıla bayıla baktığı delikanlının ilgisini celp etmek maksadıyla düzülmüş bir tezgâh mıdır, ben emin olamıyorum. Belki de çok kötü düşünceliyim. Ama öyleyse tezgâh maksadına ulaşmış oldu. Neyse bunu boş verelim.

Kaza
Sağ olsun Güneş, bize varlığını yolculuk boyu unutturmamaya kararlı. Trafik desen, kader arkadaşlarının çileli kervanı… Üstüne karşımıza bir de kaza çıkmasın mı? İşte bu sürpriz hediyeyi alınca anlıyorum ki, yalnız değiliz. Bugün felek de bizimle bir şekilde ilgileniyor. Dışarıda kaza olunca ne olur, insanlar ne yapar? Evet, doğru cevap! Herkes kafasını kaza olan cenaha doğru burar. Biz de sürüye uyalım, biz de kafamızı buralım. Gerçi bir şey gözükmüyor, ama olsun topluma uymak lazım canım. Ama benim böyle zamanlarda kafamı tam aksi istikamete çeviresim gelir nedense...

Serseri gözlerim otobüs içinde yaramaz çocuklar gibi bir o yana bir bu yana koşturup dururken en arka koltuktaki bir teyzeye takılıyor. Teyze kemal yaşını ziyadesiyle geçmiş ve elinde bir şey tutuyor. Nasıl da şefkatlice tutmuş, torunu mu ne? Hayır, hayır! O bir kitap. Teyze kalınca bir kitap açmış; sıcağa, yola, kazaya, gerilen sinirlere ve de yaşına aldırmadan okuyor. Takdirle ve gıptayla bakıyorum. Sonra önüne sürülmüş çeşit çeşit ve onlarca yapay uğraşlar, sahte duygular sebebiyle aklı bir karış havada gezen gençlerimize (kendimi de hariç tutmayarak) biraz acıyorum, biraz da "Bakın, görüyor musunuz?" diyorum içimden.

Yürüyüş
Bu arada trafiğin sebebinin "yürüyüş" olduğunu öğreniyoruz, otobüs içerisindeki dedikodu gazetesinden. Hemen akıllara sorular geliyor; kim yürüyor, niye yürüyor? Bu sıcakta yürünür mü? Daha serin bir vakit bulamamışlar mı? Mesela bizim evin yakınında hep sabah güneş yeni doğarken falan yürürler. Bu sıcakta yürüyenlere de yazık ama... Biraz daha hızlı yürüseler bari...

Kapışma
Mevhum yürüyüşün etki sahasında bulunan yolları nihayet geçip psikolojik olarak biraz rahatlıyoruz. Ama bugün felek belli ki pek bir şakacı… Önümüze Mercedes'li bir kodaman çıkıp bize kafa tutuyor. Belki de en öndeki diyalog kulaktan kulağa geçince arkaya öyle ulaşıyor, bilemiyoruz. Ama olsun, Türk milleti tepkisiz kalacak mı sandınız? Herkes bulunduğu yerde yukarı doğru hafifçe bir sıçrama hareketiyle tepkisiz olmadığını belirtiyor. Rüku ve secde yapmak mümkün olmayan bu ortamda tepkilerini ima ile dile getiriyorlar yani... Hatta arkalardan orta yaşlı iki beyefendi "Gapıyı açsın da temiz bi ton zopa atak" diyerek tepkilerini daha bir asil ifade ediyor. Kim demiş benim necip milletim koyundur, tepkisizdir diye. Sadece tepki tarzı biraz farklı olabiliyor işte...

Son Durak
Kısa bir ağız dalaşından sonra yola devam ediyoruz. Bu arada inenler, yerlerini ayaktakilere bırakıyor. Yalnız iki şey dikkatimi çekiyor. Birincisi boşalan çift koltuğun koridor tarafına oturarak yanında ayakta dikilmekte olan gence lisan-ı haliyle "Benim yanıma kimse oturmasın, istemiyorum." diyen orta yaşlı hanımefendi. Bir de otobüs neredeyse tamamen boşaldığı zaman bile baştan beri beklediği nöbet mahallini terk etmeyen biraz önce bahsi geçen delikanlı.

Sağ selamet son durağa varıyoruz. Otobüs şoförlerine de içtenlikle sabır diliyorum.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

çok dikkatli tespiler olmuş. ben blogunu yeni keşfettim malesef. senden habersiz 3 sene geçirmişim. şiirlerinde çok güzel maşallah,takdir ettim. devam ettir, boş bırakma

Muhammed DEMİRBAŞ dedi ki...

Teşekkür ederim Mehmet Abi, teveccühünüz :)

WSO2 ESB + ClientAccesPolicy.xml + CrossDomain.xml

ClientAccesPolicy.xml and CrossDomain.xml files have to be found at root of your services Silverlight and Flex clients to be able to acce...