6 Temmuz 2009 Pazartesi

[BİR KİTAP] Aynası İştir Kişinin Lafa Bakılır - Şaban Kızıldağ

Hani uzun yıllar sonunda edindiğimiz bazı tecrübelerimiz vardır ya... Tek bir cümle ile ifade edilecek kadar yalındır, ama bizim için altından-gümüşten ve de kibrit-i ahmerden daha kıymetlidir ya... O tecrübeden uzak birisi için belki anlamsız, belki de saçma bir fikirdir; ama bizim için ölene kadar yolumuzu aydınlatacak bir hayat prensibidir, bir düsturdur ya... İşte yazar, iletişimle ilgili böyle kıymetli tecrübelerinden bahsediyor.

Yazar, "Âyinesi iştir kişinin" sözüne katılıyor, "lafa bakılmaz" kısmının da doğru olduğunu fakat yanlış anlaşıldığını ifade ederek konuya giriyor. İletişimle ilgili tecrübelerini ve görüşlerini bizimle paylaşıyor.

Dili akıcı. Hatta yazı dilinden çok konuşma diline benziyor. Bu arada bazı cümlelerin dilinin düşük olmasına takılıp fikirlerin yüksekliğinden mahrum kalmayın, derim. Örneklerle, başından geçen hikayelerle de fikirlerini açıklıyor.

Özellikle etkin dinleme ile ilgili söyledikleri benim çok hoşuma gitti. Şu kadar söyleyeyim; eğer burada kitaptan sadece bir yeri alıntı yapacak olsaydım, 'Etkin Dinleme Becerisi' kısmını alırdım. Ha bir de Terence'in sözü...

Alıntılar

"İnsanlara nereye gideceklerini söyleyip, oraya nasıl gideceklerine kendilerinin karar vermelerini sağlarsanız, alınacak sonuçlara hayran kalırsınız." [General George Patton]

"Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir." [Mevlana]

"İnsanoğlu bir gariptir, her sözü kaldırmaz.
Eşek dersin kızar, binersin hiç aldırmaz."
[bilinmiyor]

Mesajın Doğru Kodlanması

Mesajın kodlanması, kitle iletişiminde de önemlidir. Zaten iletişim profesyonelleri bu kodlamayı büyük bir ciddiyetle ve hassasiyetle yaparlar. Yaparlar yapmasına ama bazen onlar da çuvallarlar.

Bir reklam vardı, fındık reklamı. Çoluk çocuk bütün ülke insanının ağzında o reklam sloganı: "A-ga-ni-gi, Na-ga-ni-gi". Hatırladınız umarım. O kadar profesyonel bir reklam ama reklam yayınlandıktan sonra fındık satışlarında yükselme bir yana düşüş gözlendi. Zira insanlar kuruyemişçiye gidip yüz gram fındık istemeye utanır oldu.

"Ağabey 100 gram fındık."

Kuruyemişçi bıyık altından tebessüm edip: "Aganigi naganigi..."

"Yok ağabey, kolestrolü de düşürüyor... Neyse kalsın."

Mesaj doğru kodlanmazsa kaş yapacağım derken göz çıkarabilir.

İletişim Türleri

Dünyanın yaratılışından bu yana inançsız insan olmuş mudur acaba?

Dinsiz insanlar olmuş, Tanrı'ya ya da tek Tanrı'ya inanmayanlar olmuştur... Ama onlar da Tanrı'nın varlığını yok sayarak başka bir şeye inanmışlardır galiba. Her inanç sistemi beraberinde bazı iletişim biçimlerini getirmiştir. Namaz kılmak, kiliseye gitmek, ağlama duvarında ağlamak, sinagoga gitmek ya da bir ikonun, bir ineğin önünde eğilmek... Bütün bunlar da birer iletişimdir. Yani metafizik iletişim.

Cinsellik de bir iletişimdir. İnsanların tensel ve duygusal birleşmeleri bir iletişim biçimidir.

Yolda giderken bir yemeğin kokusunu hatırlamanız da bir iletişimdir.

"Kahkaha, içsel bir koşudur." [Norman Cousins]

Beden Dili

"Gülerken göbeği oynamayan adamın samimiyetin inanmam." [Çin Atasözü]

Dilinizin söylediği ile yüreğinizin söylediklerinin yüzünüze yansıması gerekiyor. Allah insan yüzünü "kendi varlığının bir yansıması" olarak ifade ediyor. Öyleyse yüzümüz iletişimde daha sorumlu.

Yüz

"Beyefendi bana bir küfür eder misiniz?"

Adam şaşırdı. "Estağfirullah hocam, nereden çıktı bu?" dedi. Şaşkın vaziyetteydi.

"Sabahtan beri yüzünüzle bana küfür ediyorsunuz." dedim usulca.

Biraz mahçup oldu adam. "Hocam" dedi, "Benim yüzüm böyledir, ne yaptıysam değiştiremedim."

"Değiştirmen gerekiyor." dedim, yumuşak bir ses tonuyla... "Hiç bir şey bilmiyorsan 'ce' de!"

Adam bir "ce" dedi, bıyıklarının altından gözükmedi. Oysa benim dediğim "ce" dudak kenarlarının kulaklara doğru gittiği "ce" idi. Neyse...

İkinci günün sonunda o beye "ce" dedirtmeyi başardım.

İnsan yüzü çok önemli.

Tabi her yüzde anında tepki almak mümkün olmuyor. Ben bir profesör ağabeyime bir fıkra anlatmıştım günün birinde, hoca üçgün sonra gülmüş hem de katıla katıla...

Gözler

Bir ressam arkadaşa sordum. "Bir portre çizerken en çok nerede zorlanıyorsunuz?" "Gözlerinde" dedi ressam dostum, "Çünkü gözlerdeki mana insanı insan yapıyor."

Ölçülü Tepki Vermek

Geçenlerde tramvayla yolculuk yaparken orta yaşlı bir adamın sürekli olarak bana baktığını fark ettim. Bir dakika, iki dakika, üç dakika...Baktım bakış devam ediyor. "Herhalde birine benzetti." dedim içimden. Sonra ben de başımla selam verdim ona. Selamı verince aniden başını çevirdi. Meğer şaşıymış, bana bakmıyormuş ki... Siz yine de hoşlanmadığınız davranışlara ölçülü tepkiler verin ve sonuca ulaşın.

Dokunmak

Çocuk, anne ve babayı dokunma ile hisseder. Bir ast, kendisine dokunan üstüne her zamankinden daha fazla bağlanır.

Tabii dokunma da kültürden kültüre değişmektedir. Türkiye'de hemcinslerin birbirine dokunması yaygın iken batıda bu olay tam tersidir. Batılıların bir çoğu hemcinslerine fazla dokunmaz, ama bunun yanında karşı cinslerin birbirlerine dokunmaları yaygındır.

Dış Görünüş

Dış görünüşün de bir dili vardır ve insanlar ilk kez karşılaştıkları bir insana ilk notu dış görünüşten verirler. Karşı tarafın dış görünüşte ilk dikkatini çeken bölgeniz ayaklarınızdır. Sonra da ayakkabılarınız.

Sizin gibi, benim gibi biri...

"Yazıyı Sümerler buldu." Doğru... Ama hiçbir zaman bir milyon Sümerli bir araya gelip yazıyı bulmadı ki... Bir tane Sümerli çıktı sizin gibi benim gibi ya da başkaları gibi bir tane adam ve dedi ki:

"Arkadaş sen konuşuyorsun, ben konuşuyorum, bu böyle olmuyor. Bu problemi kökten değiştirecek bir çözüm bulalım ve semboller ile duygularımızı düşüncelerimizi anlatalım."

İşte böylece yazı bulundu, dünya değişti. Bugün yazı olmasaydı, dünya üzerinde bir çok medeniyetin gelip geçtiğini, yaşlı dünyamızın bir çok medeniyeti eskittiğini söyleyebilir miydik? Söyleyemezdik tabii.

Baktığı Tarafa Dönmek

Vücudumuzla nereye yöneldiğimizi belli etmek çok önemli.

Genellikle bu noktada çok büyük hatalar oluyor. Mesela biri bize seslendiğinde sadece başımızla ona döneriz. Oysa seslenen arkadaşa bütün vücudumuzla döndüğümüzde, onu daha fazla etki altına alma, onunla daha iyi iletişim kurma şansımız olabilir. Hem bu, muhatabımızı ciddiye aldığımızı gösterir.

Güveni Korumak

İnsanlara karşı yıkıcı ve gereksiz eleştirilerde bulunmak, karşımızdaki insanlara öğüt vermek ve onları ikna etmeye çalışmak, bir şeye şiddetle karşı çıkmak, hemfikirmiş gibi görünmek ya da yorum yapmak da iletişimde güven azaltan unsurlardır. Yalan söylemiyor olabilirsiniz ama insanların güvenini kaybetmemeniz için bu uyarılara da kulak asmanız gerekiyor.

Bebek Masumiyetinde İletişim

"Ondan bir aynaya bakar gibi insanların yaşamlarına bakmasını ve kendisine diğerlerinden örnek almasını istedim." [Terence, MÖ 190]

Acaba zaman zaman insan olduğumuzu unutuyor ve kendimizi çok mu abartıyoruz? Yüksek başlıklı koltuklarımızda, büyük masalarımızın arkasında, arabaların içinde, lüks evlerimizde ve bütün dünyaya sahip olsak da hüç tükenmeyen ihtiraslarımızda...

Seçici Davranmak

Toplumlar iki bileşenden oluşur: Kitleler ve azınlıklar.

Kitlelerin dini, ruhu, şuuru, mantığı, amacı, hedefi yoktur. Kuru bir kalabalıktır ya da daha kaba bir tabirle yığındır. Kitlelerin bir tek dertleri vardır: Az üretmek ve çok tüketmek, durmadan tüketmek. İletişim profesyonelleri bu gerçeğin (bu zaafın mı demeliyim?) farkında oldukları için mesajlarını kodlamada bu hassas noktaları göz önünde bulundururlar.

Kitlenin dışında kalan toplum kesimi ise azınlıklardır.

Azınlıklar; düşünen, sorgulayana, insani değerleri olan kişilerdir. Bu kişiler, kitle iletişiminde iletişim profesyonellerinin gönderdiği mesajlardan hemen etkilenmez, sorgulayarak ve elimine ederek mesajı alırlar. Yani seçici davranırlar.

Kelime Dağarcığı

Türkçe'de doksan bin kelime var, ama bugün istatistiklerin sonucuna baktığımızda bu ülkenin üniversite mezunları, üniversitelerin de sosyal bilimlerinden mezun olanları üstelik, günlük hayatlarında beşyüz kelime ile konuşuyorlar.

Bitmedi. Üniversitelerin fen bölümlerinden mezun olanlar ise dörtyüz kelimeyle konuşuyor. Ve fecaate bakın ki, lise mezunu bir kadın günlük hayatında ikiyüz kelimeyle konuşuyor.

Konuşmak

Konuşmak insana aittir ve kaçınılmazdır. İnsanın, insana insanı anlatabilmesinin, yani iletişimin en sesli olanıdır. Bundan dolayı da konuşmak kaçınılmazdır.

Etkin Dinleme Becerisi

Etkin dinleme becerisi, kişinin öncelikle empatik düşünme becerisini geliştirmesiyle pekişir. Empatik dinleyici, mesajın önyargı vb. etkenlerle tahrif edilmesine izin vermeden, doğrudan mesajın kendisine ulaşır. Böylelikle kişi, mesaj hakkında daha sağlıklı değerlendirmeler yapabilme imkanını elde eder.

Alıcının mesajı tam olarak anlayabilmesi için mesajın içerdiği anlamın yanısıra, mesajdaki duygusal öğenin de farkına varabilmesi gerekir. Çünkü çoğu kez, mesajın içeriği mesajın altında yatan duygulardan çok daha önemsizdir. Bu yüzden, karşı tarafın mesajını anlayabilmek için, mesajın altında yatan sözkonusu duyguyu sezebilmek gerekir. Mesajla ilgili duygusal öğeler de daha çok ses tonu, mimikler ve beden hareketleri gibi sözsüz iletişim unsurlarıyla dile getirilmektedir. Bu unsurların her birine dikkat edilmesi, mesajın tam olarak anlaşılması ve etkin bir dinlemenin ortaya çıkması için şarttır.

Alıcının gönderdiği mesaja karşı erken sayılabilecek değerlendirmelerde bulunması, etkin dinleme faaliyetini olumsuz etkiler. Böyle bir tavır, aynı zamanda karşı tarafın savunmacı bir tutum takınmasına da yol açacaktır. Değerlendirildiğini ya da eleştirildiğini düşünen kişi rahatsızlık duyacak elinden gelenin en iyisini ortaya koyma çabası içine girecek ve gösterdiği performansı tatmin edici bulamadığı zaman da iletişim kurmaktan kaçınmaya başlayacaktır. Bununla birlikte mesaj gönderenin, olumlu tepki aldığında da suni tepkiler göstermesi ve iletişim sürecini olumsuz etkilemesi olasıdır.

"Eğitim, hemen hemen herşeyi öfkelenmeksizin ve kendine güvenini kaybetmeksiniz dinleme yeteneğidir." [Robert Frost]

Başkalarının Hikayesine Önem Vermek

"Konuşma sanatını bilen adam düşündüklerinin hepsini söylemez, fakat söylediklerini düşünür de söyler."

Aristoteles'in tavsiyesi yabana atılır bir öneri olmasa gerek. Çünkü insanlar eleştirilmekten de çok hoşlanmıyor. Yani en fazla eleştiriye açık olduğunu söyleyen insan bile toplum içinde eleştirilince önemli ölçüde rahatsız oluyor. Mesela birisini toplum içinde bozuyorsunuz... Adam çıkmış konferans veriyor... Oradan sesleniyorsunuz: "Hey Ali, kardeşim fermuarını çekmeyi unutmuşsun!" diyorsunuz. Ali'nin gerçekten de bir dalgınlık eseri olarak kürsüde fermuarı açık. İnsanlar içinde bunu ifade ettiğinizde bundan dolayı bozuluyor, üzülüyor, arkasını dönüyor, fermuarını çekiyor. Ali, ömrünün sonuna kadar senin fermuarını açık bırakacağın günü bekliyor. Yani insanlar bu konuda bir gayret sarfederler. Eleştirildikleri için aynı eleştiriye benzer bir noktada sizi de eleştirmek isterler. Ve bu açığı bulurlar da nitekim. İnsanların onuruna önem vermek, değer vermek lazım. Her insanın bir fikri vardır. Her insanın bir hikayesi vardır ve her insanın hikayesi kendince önemlidir. Sizin için önemli olan hikaye başkası için belki çok şey ifade etmez. Ama o hikaye, sizin için çok önemlidir. Bundan dolayı insanların hikayesine önem vermek lazım.

"Mutluluk; maldan, mülkten değil, bizim bunlara verdiğimiz değerden gelir. İşinizden değil, işiniz karşısındaki tutumunuzdan gelir. Başarıdan değil, bu başarının elde edilmesiyle ulaştığımız gelişmeden gelir." [Storm Jameson]

Başarılı İletişim için Değişim Şart

Tıpkı Prof. Dr. Arman Kırım'ın dediği gibi "Mor ineğin akıllısını yaratmak zorundayız." Delilikle ilgili birçok tanım okudum bugüne kadar. Ama bir tanesi çok hoşuma gitti. "Aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek, deliliktir."

2 Temmuz 2009 Perşembe

Deneme - Bir yolculuk yaptım ki...

Bugün bir yolculuk yaptım ki, değme yolculuklara benzemez. Her zaman bulunacak cinsten değildi yani... Bana yazı malzemesi oldu, bir bakıma iyi de oldu hani... Fazla meraklandırmadan konuya geçeyim.

Efendim! Bir arkadaşın yanına gidiyorum, yarı yolda arkadaşım aradı ve işi çıktığı için bugün gelmememi söyledi. Kendi kendime "Daha önceden arasaydın ya!" derken hesapta olmayan bir işim yüzünden randevu saatini geçirmiş olduğumu fark ettim. Buradan da iki şey öğrendim: 1) Geç kalacaksan haber ver. 2) İptal edeceksen vakitlice haber ver.

Durakta
Maceramız bundan sonra başlıyor. Macera dediysem çok bir aksiyon beklemeyin ama... Eve dönmek üzere gittim, durakta bekliyorum. Diğer insanlar gibi asık suratlı zombi maskemi taktım tabi... Herkes gibi... Çok ciddiyim, gülmüyorum, olabildiğince mutsuz ve hayattan umutsuz duruyorum. Otobüs gelecek, ben de altına atlayıp öleceğim sanki o kadar... E, ne var bunda şaşıracak? Toplumda bu bir standart!

Ayrık fertlerden müteşekkil biz 'duraktakiler' kâh içimizden kâh açıktan üfleye püfleye 'Kara Tren' misali geciken otobüsü beklemekteyiz. Zaman zaman sanki otobüs gelse görecekmişiz gibi öne yaklaşıp yola bakıyoruz. Otuz saniye sonra önünde duracak otobüsü görsen ne, görmesen ne? Ama insanlara aktivite oluyor tabi, orası iyi...

Nihayet beklenen koca gövdeli teknolojik nimet, vefakâr-cefakâr bir hayırsever suretinde önümüzde demir atıyor. Kuyruk, sırayla otobüsün içine akıyor. Pişkin pişkin araya kaynayanlara ise pek kulak asılmıyor. Nasıl olsa az sonra herkes pişecek güneşten... Sen pişkin, ben pişkin, dostluk güzel, kavga çirkin...

Otobüste
Güneşin koordinatlarına bakılarak yapılan ince astronomik hesaplarla oturulacak koltuklar seçiliyor. Tabi ki bu, önden binip de seçme şansı olanlar için. Bir taraftaki çiftli koltukların hepsine birer kişi oturduktan sonra ağız birliği etmişçesine diğer taraftaki çiftli koltuklara birer kişi oturuyor. Kimse bu gizli yasayı çiğneme cüretinde bulunmuyor. Buna sözlü yasa da diyemiyorum, çünkü kimsenin böyle bir şey hakkında konuştuğu vaki değildir, zannediyorum. Tekli oturma imkânı kalmayınca kalan boşluklar dolduruluyor tabi...

Ve otobüs hareket ediyor. Trafikte duraksamadan ilerlemek mümkün olamadığı için nazlı nazlı süzülerek ileriki duraklara varıp bir kelebek edasıyla kona kona aramıza yeni yolcular katıyoruz. Bu arada otobüs içi popülasyon arttıkça yeni sorunsallar zuhur ediyor. Örneğin yaşlılara yer vermesi beklenen 'zamane' gençleri. Ben de kendini genç hisseden biri olduğuma göre, karşıdan sallana yıkıla adeta yuvarlanarak yaklaşmakta olan teyzeye yer vermek üzere huşu ve vakarla yerimden kalkıyorum. Gerçi cam kenarında pişiyordum, teyze de sıcaktan nasibini alacak, ama "Nasıl olsa az sonra otobüs dönünce gölgeye gelir, ferahlar." diyerek niyetimin samimiyetini kendime dikte ettirmek suretiyle iç ve dış bütünlüğümü koruyorum.

Sonra otobüsün içini bir kolaçan ediyorum. Henüz çok kalabalık değil, yani hala birbirine temas etmeden durabilen bazı insanlar mevcut. Ortadaki koltuk bulunmayan geniş alanın en konforlu kısmını yine birkaç genç kapmış. Önceden tanışmakta oldukları anlaşılan genç kız, maço tavırlı delikanlıya inceden inceye kur yapıyor. Delikanlı pek yüz vermez bir intiba uyandıracak şekilde de olsa kızla bir-iki ilgileniyor. Arkadaşlarının yanında bu ilgiyi görmek genç kızı oldukça mutlu ediyor. Yüzündeki ifadeden kendisinin 'ayrıcalıklı kişi olduğunu düşündüğü' ve buna sevindiği anlamını çıkarıyorum. Bunu niye anlattım? Çünkü az sonra bu kız bayılacak. Bayılacak bayılmasına ama sıcaktan mıdır, yoksa az önce bayıla bayıla baktığı delikanlının ilgisini celp etmek maksadıyla düzülmüş bir tezgâh mıdır, ben emin olamıyorum. Belki de çok kötü düşünceliyim. Ama öyleyse tezgâh maksadına ulaşmış oldu. Neyse bunu boş verelim.

Kaza
Sağ olsun Güneş, bize varlığını yolculuk boyu unutturmamaya kararlı. Trafik desen, kader arkadaşlarının çileli kervanı… Üstüne karşımıza bir de kaza çıkmasın mı? İşte bu sürpriz hediyeyi alınca anlıyorum ki, yalnız değiliz. Bugün felek de bizimle bir şekilde ilgileniyor. Dışarıda kaza olunca ne olur, insanlar ne yapar? Evet, doğru cevap! Herkes kafasını kaza olan cenaha doğru burar. Biz de sürüye uyalım, biz de kafamızı buralım. Gerçi bir şey gözükmüyor, ama olsun topluma uymak lazım canım. Ama benim böyle zamanlarda kafamı tam aksi istikamete çeviresim gelir nedense...

Serseri gözlerim otobüs içinde yaramaz çocuklar gibi bir o yana bir bu yana koşturup dururken en arka koltuktaki bir teyzeye takılıyor. Teyze kemal yaşını ziyadesiyle geçmiş ve elinde bir şey tutuyor. Nasıl da şefkatlice tutmuş, torunu mu ne? Hayır, hayır! O bir kitap. Teyze kalınca bir kitap açmış; sıcağa, yola, kazaya, gerilen sinirlere ve de yaşına aldırmadan okuyor. Takdirle ve gıptayla bakıyorum. Sonra önüne sürülmüş çeşit çeşit ve onlarca yapay uğraşlar, sahte duygular sebebiyle aklı bir karış havada gezen gençlerimize (kendimi de hariç tutmayarak) biraz acıyorum, biraz da "Bakın, görüyor musunuz?" diyorum içimden.

Yürüyüş
Bu arada trafiğin sebebinin "yürüyüş" olduğunu öğreniyoruz, otobüs içerisindeki dedikodu gazetesinden. Hemen akıllara sorular geliyor; kim yürüyor, niye yürüyor? Bu sıcakta yürünür mü? Daha serin bir vakit bulamamışlar mı? Mesela bizim evin yakınında hep sabah güneş yeni doğarken falan yürürler. Bu sıcakta yürüyenlere de yazık ama... Biraz daha hızlı yürüseler bari...

Kapışma
Mevhum yürüyüşün etki sahasında bulunan yolları nihayet geçip psikolojik olarak biraz rahatlıyoruz. Ama bugün felek belli ki pek bir şakacı… Önümüze Mercedes'li bir kodaman çıkıp bize kafa tutuyor. Belki de en öndeki diyalog kulaktan kulağa geçince arkaya öyle ulaşıyor, bilemiyoruz. Ama olsun, Türk milleti tepkisiz kalacak mı sandınız? Herkes bulunduğu yerde yukarı doğru hafifçe bir sıçrama hareketiyle tepkisiz olmadığını belirtiyor. Rüku ve secde yapmak mümkün olmayan bu ortamda tepkilerini ima ile dile getiriyorlar yani... Hatta arkalardan orta yaşlı iki beyefendi "Gapıyı açsın da temiz bi ton zopa atak" diyerek tepkilerini daha bir asil ifade ediyor. Kim demiş benim necip milletim koyundur, tepkisizdir diye. Sadece tepki tarzı biraz farklı olabiliyor işte...

Son Durak
Kısa bir ağız dalaşından sonra yola devam ediyoruz. Bu arada inenler, yerlerini ayaktakilere bırakıyor. Yalnız iki şey dikkatimi çekiyor. Birincisi boşalan çift koltuğun koridor tarafına oturarak yanında ayakta dikilmekte olan gence lisan-ı haliyle "Benim yanıma kimse oturmasın, istemiyorum." diyen orta yaşlı hanımefendi. Bir de otobüs neredeyse tamamen boşaldığı zaman bile baştan beri beklediği nöbet mahallini terk etmeyen biraz önce bahsi geçen delikanlı.

Sağ selamet son durağa varıyoruz. Otobüs şoförlerine de içtenlikle sabır diliyorum.

WSO2 ESB + ClientAccesPolicy.xml + CrossDomain.xml

ClientAccesPolicy.xml and CrossDomain.xml files have to be found at root of your services Silverlight and Flex clients to be able to acce...